Cesur Yürek

Tarih: 31.01.2025 13:20

ADALET VE YARGI: İSLAM’IN IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME

Facebook Twitter Linked-in

Adalet, insanlık tarihinin en temel kavramlarından biridir. Toplumların düzen içinde varlığını sürdürebilmesi için adaletin sağlanması zorunludur. Adaletin olmadığı bir yerde huzur, güven ve istikrar da olmaz. Bu kavram, sadece bireyler arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmaz, aynı zamanda devletin ve kurumların temel taşıdır. Hukukun üstünlüğü, tarafsız yargı ve vicdanî muhakeme gibi ilkeler, adaletin sağlanmasında hayati bir rol oynar. İslam dini de adaleti en önemli değerlerden biri olarak görmüş ve bu kavramı ayrıntılı bir şekilde ele almıştır.

İslam’da Adaletin Önemi

İslam’a göre adalet, Allah’ın en yüce emirlerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette adaletin gözetilmesi gerektiği vurgulanır. Nisa Suresi 135. ayette şöyle buyrulmuştur:

"Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve en yakınlarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti ayakta tutan kimseler olun."

Bu ayet, adaletin şahsi çıkarların, akrabalık bağlarının veya duygusal eğilimlerin üstünde tutulması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. İslam’da adalet, sadece mahkemelerde değil, bireysel, toplumsal ve yönetsel düzeyde de uygulanmalıdır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de adaletin en büyük savunucularından biri olmuştur. O, Mekke toplumunun adalet anlayışını değiştirmiş ve güçlü ile zayıf arasındaki hukuki eşitliği tesis etmiştir. "Adaletli davrananlar, Allah katında nurdan minberler üzerinde olacaklardır." (Müslim, İmâre 18) hadisi, adaletin Allah katındaki değerini açıkça göstermektedir.

İslam’da Yargı ve Hukukun Üstünlüğü

İslam hukuku, adaletin en iyi şekilde sağlanabilmesi için belirli kurallar koymuştur. Bu çerçevede, şeriat hükümleri, fıkıh kaideleri ve içtihatlar, yargı sisteminin temelini oluşturur. İslam’da bir hâkim (kadı), davalarda tarafsız olmalı, delillere dayanarak karar vermeli ve hiçbir baskı altında kalmamalıdır.

Hz. Ömer (r.a.), halifeliği döneminde adaletin en büyük savunucularından biri olmuş ve yöneticilere şu emri vermiştir:

"İnsanları memnun etmek için adaletten sapmayın. Çünkü halkın en çok razı olduğu şey, hakkın yerini bulmasıdır."

Bu söz, adaletin her türlü kişisel veya toplumsal menfaatin üzerinde tutulması gerektiğini vurgulamaktadır. Hz. Ömer, aynı zamanda yönetici olarak kendisini de yargının üstünde görmemiş, gerektiğinde mahkemeye çıkmaktan kaçınmamıştır.

Modern Hukuk Sistemlerinde İslam’ın Adalet Anlayışı

Günümüzde hukuk sistemleri genellikle laik temellere dayanmakla birlikte, adalet anlayışında İslami değerlerin etkisini görmek mümkündür. İnsan hakları, eşitlik, suç ve ceza dengesi gibi konular, İslam’ın temel adalet ilkeleriyle örtüşmektedir. Özellikle İslam’ın "zarar vermeme" (la darar ve la dırar) ilkesi, modern hukukta da birçok yasal düzenlemenin temelini oluşturmaktadır.

Ancak günümüzde adaletin sağlanmasında çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. Yargı bağımsızlığının zedelenmesi, siyasi baskılar, ekonomik çıkarlar ve ahlaki yozlaşma, adalet sistemini tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadır. Oysa İslam, güçlü ya da zayıf fark etmeksizin herkesin hukuk önünde eşit olmasını emretmiştir.

Sonuç

Adalet, hem bireysel hem de toplumsal anlamda huzurun teminatıdır. İslam dini, adaleti sadece bir hukuk ilkesi olarak değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olarak görmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve dört halife dönemi, bu anlayışın en güzel örneklerini sunmuştur. Günümüz dünyasında da gerçek adaletin sağlanması için, hukuk sistemlerinde bağımsızlık, tarafsızlık ve vicdani sorumluluk esas alınmalıdır.

İslam’ın adalet anlayışı, sadece Müslüman toplumlar için değil, tüm insanlık için evrensel bir değere sahiptir. Adaletin olduğu yerde güven ve huzur; adaletin olmadığı yerde ise kaos ve zulüm hüküm sürer. Bu nedenle, adaletin tesisi için bireylerden yöneticilere kadar herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekmektedir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —